Gönderen: Küçük Prensim | 22 Mayıs 2011

Anne oğul elele

Oğlumla bugün başbaşaydık bütün gün. (Bu arada tüm gün evde çocuğuna bakan annelere saygılarımı sunuyorum tekrar. İşleri gerçekten zor.)

Bir ilk yaşadık. Markete gitmemiz gerekiyordu ve ben Doruk’la nasıl gidebilirim. Nasıl taşıyabilirim aldıklarımı? Neleri almalıyım? Nelerden vazgeçmeliyim diye bir süre kafa patlatıp ufak bir liste hazırladım veeeeeee Doruk’la ilkkez sling olmadan, puset olmadan, baba olmadan oğlumla elele markete gittik. Elimden sıkı sıkı tuttu ve yürüye yürüye 3 sokak yukarıdaki markete gittik. Alışverişimizi yapıp geri geldik. Harikaydı. Özgürlüğe bir adım daha yaklaştık :)

Bu ilkler işte bir annenin hayatına harika anlamlar katıyor.

Yaz geldi, oğlum enerjisinin doruklarında kim tutar bizi artık.

Gönderen: Küçük Prensim | 20 Mayıs 2011

Doruk’un içine canavar kaçtı!

Bu blogu takip edenler bilirler. Oğlum iyi kalpli, uslu, uyumlu, zararsız bir çocuktur. Bağırmaz, herşeye ağlamaz, kimseye saldırmaz, hep güler yüzlü olan kendini oyalayacak birşeyler mutlaka bulan bir çocuktur.

Fakat bunlar geçen çarşamba akşamı itibarıyla değişti. Çarşamba iş dönüşü bir arkadaşım biraz nefes almak, biraz sohbet edip rahatlamak için bize uğradı. Onun oğlu 6,5 aylık.

Herşey eve girişleriyle başladı. Doruk önce Memonikoyu benim kucağımda görünce bir şaşırdı. Sonra gülümsedi. “şimdi hatırlamıyorum tam ama sanırım bu şeytan gülümsemesiydi bu.”

Ve arkadaşım Güliz’in koltuğa oturmasıyla Doruk beni bir kalemde sildi. Evde Güliz, Memoniko ve kendisi vardı artık. Beni duymuyor, dinlemiyor, görmüyordu resmen. Ne kucağıma geliyor, ne oyalansın diye önüne koyduğum şeylerle ilgileniyordu. Tek isteği bebeğe dokunmak, mümkünse ayağını, ellerini sıkmak hatta kıvırmaktı. Oyuncakları minik çocuğun yüzüne doğru atmalarmı dersiniz, illa dokunmak için annesini bile devreden çıkarmaya çalışan itiş kakışlarmı dersiniz. Artık siz hayal edin. Güliz’cim çok sabırlı davrandı gerçekten. Teşekkürler arkadaşıma.

Ben daha önceden zaten biliyorum onu başkalarının yanında rencide eden ses tonuyla konuşmamam, çok fazla uyarmamam gerektiğini. Ama zaten Doruk’unda çok umrunda olmadı benim nazik uyarmalarım.

Çayın yanında Güliz’in getirdiği kek ve krakerler evin heryerine saçıldı, üzerlerinde dolaşıldı. Çaydan vazgeçip türk kahvesi içmeye karar verildi. Biliyorum Doruk sever fincanları. Onada oyalansın, dikkati dağılsın diye kahve fincanında su ikram edildi. Ama ne mümkün. O kendi fincanındaki suyu, krakerleri Güliz’in kahvesine atmayı, onun kahvesini dökmeyi daha enteresan buldu. Dikkatinizi çekerim. Benim değil. Sadece Güliz ve Memonikoyla ilgili Doruk canavarı.

Neyse sonuç olarak Güliz ve minik Memoniko’yu evden sağsağlim uğurladık. Kızcağız daha bir yorgundu eminim evine dönerken.

Hani biz bu canavara kardeş yapacaktık. Hani çok sevecek ve kardeşine gözü gibi bakacaktı bu çocuk…. Yok ama hala vazgeçmedik. Birgün de canavarlaşan, eminim bir günde de bir melek olacak eski Doruk’um geri gelecektir.

Ama bu dönem için en azından bizim evimiz, yani Doruk paşanın sınırları dahilinde Doruk’u kendisinden küçük bebeklerle karşılaştırmamakta ilişkilerimiz açısında fayda sağlayacak sanırım. Böyle söylüyorum çünkü daha 3 gün önce 7 yaşıt arkadaşıyla başka bir evde buluştuğumuzda hiçbir sorunumuz yoktu. Yine çok meraklı, heryeri karıştıran toddler kıvamındaydı ama bir zararı yoktu. Orda da, tüm anneler tüm bebişleri aldı, sevdi kucaklarında. Aksine benim oğlum diğer anneler Selda ve Zeynep’in dibinden ayrılmadı. Kucaklarında sakin sakin oturdu dakikalarca. Burda arıza çıkarması gereken bendim aksine. :)

Neyse, Doruk’un bu hisleri kesinlikle “Kıskançlık” değil. Bir kere bunu açıklığa kavuşturmam gerekiyor. Her sağlıklı çocuk gibi büyümeye verdiği tepkiler, sevdiği insanları, mekanları, eşyaları paylaşma tehlikesini algılaması ve tabiki merak.

Kıskançlık, kelime anlamıyla olumsuzluk anlatan bir kelimedir. “Onda var neden bende yok.” “Ondada olmasın” duygularının adıdır. Olumsuz kelimelerle henüz Doruk’u tanıştırmıyoruz. Yanında “kıskançlık” kelimesini cümle içinde kullanmıyoruz ki kıskançlıkla tanışması çok erken yaşlarda olmasın.

Güliz’le olan tecrübemi etrafımla paylaştığımda, birkaç kıdemli annenin daha aynı tecrübeden geçtiğini gördüm. Annesinin ilgisini görmek için arkadaşını hırpalayanlar, evine gelen çocukların kendi oyuncakları, eşyalarıyla oynamasına dayanamayıp arkadaşını ısıranlar, yatağına bir bebek yattıktan sonra artık kendi yatağında uyumak istemeyenler.

Yapmamız gereken, çocuğumuza böyle durumlarda bağırıp, azarlamamak. Onu rencide etmemek, cezalandırmamak. Benim şahsi fikrim bir süre başka çocuklarla kendi çocuğumuzun yanında ilgilenmemek. Her ortamda onu çok sevdiğimizi belli etmek. Yaptığı dikkat çekici, olumsuz davranışları ise görmezlikten gelmek.

Arkadaşları oldukça, paylaşmanın tadını aldıkça ve en önemlisi kendi duygularını anlatacak cümleler kurmaya başladıkça oda rahatlayacak, biz anne babasıda…..

Gönderen: Küçük Prensim | 03 Mayıs 2011

Küçük Prens 15 aylık

15 aylık olduuuukkkk….

Boy: 82  – Kilo: 10,700 gr.  – Baş: 45 (annesi gibi küçük kafalı)

Her şeyimiz yerinde, her şeyimiz yolunda…. Gelişimimiz çok güzel gidiyor. Bir sorun yok…. Merdivende çıkıyoruz, üzerimizdeki kıyafetleri çıkartma eylemleride yapıyoruz.

Pürüzler var amaaaaaa Mesela; Doruk tatlıdan ve meyvadan hala nefret ediyor. Son 1 haftadır nezle olduğu için portakallı vitamininide içmeyi bıraktı. Süt alerjimiz hafifte olsa devam ediyor. Bebekken verdiğim kavanoz meyva pürelerini tekrar vermeye başlayacağız.

Bugünlerde en sevdiği şey kitaplar. Ağzımızdan kitap lafı çıkar çıkmaz koşuyor odasına, kapıyor bir kitap, burnumuza sokup okuda oku diye tutturuyor. Okumaya başlayınca hemen yanımızda küçük poposuna yer açıp oturup hem dinliyor hemde bazı yerleri kendisi anlatıyor.

Diğer sevdiği şey top oynamak. daha şimdiden evde boy boy 6 adet topu var. Geçen ay aldığım bowlinglede babasıyla birlikte zevkle oynuyorlar. Arada bowlingin kupalarını kafamıza yiyoruz ama olcak o kadar :)

Bir sürü kelimeleri var: sıfır (çıfı)- bir – altı – kedi – çorap (pap) – fil

Bu ay ilk defa evdeki bir şeyi kırdı. Porselen bir salata kâsesini kırdı. İlk defa kırılan bir şey gördü şaşırdı. :)

Bu ay ilk defa masanın kenarıda dudağını çarparak patlattı ve ilk kanlı hasarını yaşadı.

1 Mayıs ta gösterilerde babasıyla ilkkez tv ye çıktı.

Oğlumla birlikte ilk anne-oğul tatilimizi yaptık. Şirketle birlikte 1 gece konaklamalı Polenezköy yaptık. Bizim için çok değişik bir deneyim oldu. Hava güzel olsaydı Doruk daha güzel vakit geçirirdi. Ama oğlumun yeni bir huyunu öğrendim. Yabancı bir yerde tuvalete gidememe problemi yaşıyor benim küçük adamım. :)

Bol bol sarılıyoruz, bol bol öpüp kokluyoruz birbirimizi. Dans etmeyi çok seviyoruz. Özellikle Haydn çalıyorsa Doruk’u durduramıyoruz :) ))

23 Nisan kutlaması yapamadık bu yılda. Doruk nezleden dolayı keyifsiz ve tatsızdı. Evde kalıp onu iyileştirme çalışmaları yaptık malesef. Seneye inşallah acısını çıkarırız. Bu sene kortej mortej yalan oldu.

Son hafta bizi şaşırtan 2 gece yaşadık. Bu zamana kadar Doruk geceleri arıza çıkaran, kalkıp oyun isteyen, mızmızlanan bir bebek hiç olmamıştı. Emme dışında kıpraşmaz ondada gözü kapalıdır zaten. Ama geçen perşembe sabah 6 da bir çığlık kıyametle uyandı. O nasıl bir ağlama anlatılmaz. Ve bağrarak. Nevzat yandaki komşunun camdan bakıp sesi aradığını sonrada sinirli sinirli camını kapadığını söyledi. (çokta umrumdaydı!) yani nasıl bir ağlamaki yandaki apartmandan duyulmuş. Ne meme istiyor, ne pışpış istiyor, ne sevgi konuşma istiyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Tek istediği benim ve ayağa kalkıp ayakta dolaşmam gerekiyorki 5 dk. sonra benim için artık bu mümkün olamıyor. Ve ben oturur oturmaz çığlık gene başlıyor. Neyse 1 saat biraz ağlatarak, biraz dolaştırarak geçirdim. Paşa bir anda baktım gece uykusuna kaldığı yerden devam ediyor. O saatten sonra tabi bende uyku yok.

İkinci gece bu sefer sabah tam 4′te yine çığlık kıyamet uyandık. Ne olduğunu anlamadık. Nevzat alıyor onu istemiyor. Sadece ben! İşte o zaman bu işte birşey var dedim.

Ertesi gün doktor kontrolümüzde sordum Aylin’e…. kontrolde herhangi bir kulak, boğaz enfeksiyonu çıkmadığı, ateşi olmadığı için anlattıklarımın “Gece terörü” olabileceğini düşündü. Yapılacak birşey yokmuş. Sadece sakin olacağız ve geçmesini bekleyeceğiz. Şimdi ben internette çok araştırdım. Arkadaşlarımdan bir sürü fikirler aldım. Bunları toparlayacağım ama önce bizim ki gerçekten “gece terörü” mü anlamam lazım. Çünkü 2 akşamdır kriz geçirmedi Doruk. Şu an bir kriz haritası çıkarmaya çalışıyorum. Umarım yanlış alarmdır.

Bir dahaki kontrolümüz 18. ayda… yani 1,5 yaşında :) yani Temmuz’daaaaa

Gönderen: Küçük Prensim | 28 Mart 2011

Bebek odasından çocuk odasına geçtik.

Doruk’a 14. ayında yeni bir oda düzenlemeye karar verdim. Bebek odasından bir toddler odasına geçiş yaptık. Klasik bebek odası yapmamış olmama rağmen odasında zaman geçirmiyor ve neyin nerde olduğu belli olmuyordu. Bir düzeni yoktu. eşyaları biraz bizim odamızda, biraz salonda, biraz da bebek odasındaydı. Bir araştırma yaparak, montessori sistemine uygun bir oda yapmaya çalıştım kendisine. Takip ettiğim bloglardaki annelerin önerileride kesinlikle çok yardımcı oldu.

Ben çok beğendim. Kendine özel, istediği herşeyi odasında tehlikesiz bir şekilde yapabileceği bir sistem kurmaya çalıştım. Tek eksiğimiz bir gardolap şu anda. Kendim marangozdan Doruk’un ölçülerine uygun bir gardolap dizayn etmeye çalışırken birde baktım ki, Ikea yeni gardolaplar getirmiş çocukların odalarında kendi başlarına elbiselerini koyup çıkarabilecekleri, açıp kapayabilecekleri tarz birşey. Çok beğendim. Yaza onlardan almak istiyorum. Birde tül ve panjur olayına gireceğiz bakalım.

Son olarakta, çerçeveletip duvara asmamız gereken resimlerimiz var. Onlarıda yakın zamanda tamamlayacağız.

Odamızın detayları:

 



This slideshow requires JavaScript.

Gönderen: Küçük Prensim | 24 Mart 2011

14. ay doktor kontrolü

14 aylık olduk….. Zaman su gibi akıyor…..
Bu ay ki doktor kontrolümüzün sonuçları şöyle;
Boy:79
Kilo:10,500 gr.
Baş: 45,5
Genel olarak gelişimimiz çok iyi. Birçok konuda doktorumuz bile şaşırdı yapabildiklerine.
 
Detaylara gelince:
 
Evde çöp kutularını babamız boşaltır. Nevzat çöp kutularıyla uğraşmaya başlar başlamaz Doruk oğlan kapıyor bir poşet önce kendi bez çöp kutusuna poşet takıyor (takmaya çalışıyor) bazen babasının taktığı poşeti beğenmeyip onunkileri çıkarıp kendi istediğini takıyor.
Pelüş hayvanları var ve babasıyla bu hayvanların devamlı seslerini taklit ediyorlar. Artık hayvanlar ortada yokken sesini cıkardığımız hayvanı gidip bulup getiriyor.
“Oğlum hadi TV yi açalım” dediğimde kumandayı, “hadi bir kitap bul getir okuyalım” dediğimde kitaplarından birini kapıp getiriyor.
Kitap okumamıza bayılıyor. Ama bende “bayılıyorum” çünkü bir kitapı abartısız 20 kez sil baştan okutuyor. E insana baygınlık geliyor. Nereye kadar yani. Biz okurken oda devamlı konuşuyor. Ne dediği anlaşılmıyor ama.
İştağı çok iyi. Sadece 600 gr. almasının nedenini doktorumuz alerjiden dolayı birçok şeyi yememesine ve yürümeye başladığından dolayı heryere koşarak gitmeye çalışmasına bağladı. Benim oğlum vejeteryanmı olacak derken, bu ay ki menümüzde kıyma gözbebeğimiz oldu. Çok şükür! Kıymalı sigara böreği, kıymalı tarhana çorbası, ekşili köfteye bayıldı bayıldı oğlum. Özellikle blenderdan geçirmiyorumki çorbanın içinde kıymaları görsün diye. Öyle daha çok seviyor.
Artık yemek yerken kendi başına yemek istiyor. Çatalı ve kaşığı baya iyi kullanıyor. Ağzına götürürken yarısı yere gitsede yine de ağzına yemek koymayı becerebiliyor. 1,5 yaşında kendi başına yiyebileceğini düşünüyorum ben.
Meyvayla hala yıldızımız barışmadı o yüzden bu ay vitamine başladık destek yapmak için. Portakal aromalı bir şurup. Şimdilik içiyor paşa. Bakalım. Devit 3 ü kestik ama kan damlasına devam ediyoruz.
Bu ay 2 üst köpek dişlerimizde çıktı. Azılar artık çıkışlarını tamamladılar sanırım. Arada dişlerden dolayı huzursuzlanmalar olsada yine çok iyi idare ediyor minik oğlum.
Bu ay, günde 2 kere yaptığımız gündüz uykularından tek uykuya geçtik. Geceleri daha derin uyuyor artık. Yine meme emmeye devam ettiğimiz için gece uyanmalarımız oluyor 2-3 kez ama buna da çok şükür.
Sabah 7.30 kalkış – Öğlen 12.30 yatış 15.00 gibi kalkış – akşam uykusu 20.00-21.00 arası yatış…..
Oğlum bu ay bebek odasından toddler odasına geçiş yaptı. Odasını onun rahat edebileceği, canının istediği gibi hareket edeceği bir alan olarak değiştirdim. Bence çok güzel oldu. Oda çok memnun. Özellikle yatağı ilk geldiğinde odasından çıkmak istemedi. Detaylı resimleri bir sonraki yazımda olacak.
Bunlar dışında evde oyuncakları dışında herşeyle çok ilgili. Yaptığımız herşeyin içinde, burnunu sokmadığı birşey yok. Yemek yaparken yapılışını seyretmek istiyor. Çamaşır yıkanacağında makinayı doldurmak istiyor, Asarken asmak istiyor. Evde birşeylerin yerini değiştirmemizden hiç hoşlanmıyor eski yerlerine götürüp götürüp duruyor. Dans etmeyi çok seviyor. Klasik müzikte bile kafayı sallayıp dans etmeye çalışıyor. :) çok neşeli mutlu olduğunda kendi kendine şarkı mırıldanıyor. Kızdığında sesini kartlaştırıp bize bağrıyor. Yani evimizin en kıymetli, değerli kişisi kendisi. Biz de elimizden geldiğince ona ayak uydurmaya çabalıyoruz.
Kontrol sırasında doktorumuz bize “Doruk merdivenlerden çıkabiliyor mu?” diye sordu. Nevzat’la ben şaşırdık çünkü şimdiye kadar bunu denetmek hiç aklımıza bile gelmemişti. Koltuklara, merdivene, sandalyelere, masalara tırmanıyor ama merdiven çıkıyor mu bilmiyoruz dedik. Sonra eve dönerken bizim apartman merdivenlerinde bir deneme yaptık ve benim akıllı küçük bızdık oğlum sanki yıllardır merdiven çıkıyormuş gibi pıt pıt pıt çıkıverdi basamakları. Sonra şirkette bunu Doruk’tan daha büyük çocukları olan arkadaşlara anlattım. Meğerse bu ayın önemli bir gelişim göstergesiymiş bu merdiven çıkma olayı. Her doktor sorarmış. Yeni birşey öğrenmiş olduk bizde. Neyseki, başarılı bir şekilde atlattık bu gelişimimizide.
Yine bu ay yapılan kontrollerden biride, doğumda yapılan kalça muayenesinin tekrarlanması oldu.
Sonra muayenemiz biterken, oğlumun doktoru Aylin teyzesiyle (doktor fobisi olmaması için biz doktor değil Aylin teyzeye gidiyoruz diyoruz kendisine) bir fotograf çektik. Birlikte hiç fotografları yoktu ikisinin.
14. ayımızda böylece bittiiiiiiii!
Gönderen: Küçük Prensim | 13 Mart 2011

Bir pazar……..

Bu pazar yine Doruk’un yeni marifetleriyle geçti.

Haftasonu mesaimiz Cumartesi de ve Pazar da 07.30 da başladı. Hep birlikte kahvaltımızı yapıp babayla 10.30 gibi temizlik işlerine giriştik. Bu arada, bir ilk daha: tatlı yemeyen Doruk, erikli, elmalı reçel yedi. Darısı meyvaların başına.
 
Neyse ev işlerimizin henüz yarısına bile gelmeden Doruk su koyverdi. Amacımız onun öğlen uykusu sırasında dışarı çıkıp güzel havanın tadını çıkarmak, kahve içmekti. Son 1 haftadır Doruk artık günde birkez uyuyor. 12.30 gibi yatıp 15.00 civarı uyanıyor. Bu sistem epeydir istediğim şekildi. Çok güzel oldu. Ama gel gör ki pazar günü Doruk 11.30 gibi mızırdanmaya başlayınca, dışarı çıkma hazırlığımıza erken başladık ve attık kendimizi sokağa. Ve Doruk saat 12:15 de öğlen uykusuna geçti. Yürüyüş yaptık, Nero’ya gidip kahvemizi içtik. Ben kitabımı, Nevzat’ta gazetelerini okudu. Ordan çıktık, parka gittik sessiz, güneşli bir köşede oturduk, etrafa baktık. Paşada güzel güzel temiz havada uyudu. 14.00 de doğru uyandı.


 
Onu ilk defa parka götürdük. Salıncağa bindirdik. Tam anlamadı ne olduğunu. Hatta nerdeyse biraz daha sallasak salıncakta uyuyakalacaktı :)
 
 

Ordan çıkıp City’s e girdik alışveriş için. DNR’a girdik. Doruk için süper bir mekan fakat ayakkabıları var ayağında ve onlarla yürümek istemiyor küçük oborjinim. Ben de çıkardım ayakkabılarını, giydirdim ayağına kaymaz çoraplarını saldım oğlumu kitapların dvdlerin arasına. Çok şaşırdı, çok hoşuna gitti. Dolaştı, şarkı söyledi, Çığlık attı. Aklından “aaaa bizim evdekinden daha çok kitap olan bir ev daha varmış yaw” diye geçirmişmidir acaba? :) ) Ne gariptir ki, evdeki kitaplar gibi hepsini indirmedi yere. Hatta aldığı kitabı ısrarla tekrar yerine koymaya bile çalıştı. :)
 
İlkkez kalemi eline aldı.

Bu arada, akşam dönünce daha önce eline verdiğim kalemi görünce ağlamaya başlayan oğlum kalem tutup karalama yaptı ilk defa, bize sanat eseri gibi gelen karalamalar. Bu seferde elinden ağzına da soktuğu için kalemi almak büyük bir olay oldu. Acilen kendisine zararsız kalemler almamız gerekiyor sanırım.
 
Akşam da 20.00′de gece uykusu için yattı. Bu sistem tuttu demek için çok erken belki. Henüz 5 gün oldu. Tutup tutmadığı 2 hafta içinde belli olacak.
 
13.03 tarihli pazarımızda ilk bahar güneşi eşliğinde böylece geçti……..

Gönderen: Küçük Prensim | 21 Şubat 2011

>Dünyamız bir kütüphane olsa!

>

Biliyorsunuz aslında burası Doruk’un blogu ve ben burada onunla doğrudan ilgisi olmayan şeyleri paylaşmak istemiyorum.

Kitap okuyan bebekİş arkadaşlarımdan birisinin göndermiş olduğu e-posta kitap paylaşımı ile ilgili harika bir bilgi veriyordu ve kitap denince akan sular duruyor benim için. Burasıda, bu haberi duyura bileceğim en iyi imkan diye düşündüm.

Ben ve Nevzat kitaplarımızdan vazgeçebilen insanlar değiliz. Kitaplarımızı ödünç bile vermeyiz, verirsekte koşullarımız vardır. Bir çeşit koleksiyonerlik bizimkisi yani. Hatta ben 1 senedir bazı yazarların kitaplarının 1. sayılarını topluyorum. Evimizde kendimize göre gayet başarılı bir kütüphanemiz var Doruk’un bu kitapları birgün okuyacağını hayal etmek Nevzat’la ikimizi çok heyecanlandırıyor. Ama kitaplarına süs eşyası gibi davranan insanlarda değiliz. Çok yazar çizeriz üzerilerini. Kitapları okuduğumuz tarihleri yazarız. Eğer özel bir duygu hissettiysek o kitap hakkında onu not düşeriz. Yani aşağıdaki sistem pek bize uymuyor. Ben eğer kitap vereceksem tamamen verip hediye etmeyi severim. Ama bizim gibi olmayan bir sürü insan var kitaplarını paylaşmak isteyen. Bu sistem Türkiye’de başlasa hem çok eğlenceli hem de paylaşmanın güzel bir yöntemi. Sonuçta Elif Şafak’ın dediği gibi “eşyalar için hepimiz birer duraktan ibaretiz. Hiçbir şeyin sahibi değiliz.” Kim bilir belki biz bile bu sisteme katılmak için bazı kitaplarımızdan vazgeçeriz. :)

Gelelim detaylara…… e-posta kutuma düşen postayı fazla bozmadan aynen koyuyorum buraya…..

“Bunu duymus muydunuz?

Cafe’de, otel lobisinde, sinema’da kitap bulursaniz, sasirmayin hemen
icine bakin, book crossing olabilir :)

BookCrossing Amerika’da yeni bir moda cikmis: Birtakim Mechul kisiler, kamuya acik yerlere birtakim kitaplar birakiyorlarmis. Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun, bankta bir kitapla karsilasiyorsun. Mahallede yasayan bircok kadinin ortaklasa kullandigi ‘camasir yikama merkezine’ gidiyorsun, makinelerden birinin ustunde bir kitap. Trene biniyorsun, aa, koltugunda bir kitap bulunuyor.’Marketten’ alisveris ederken elini atiyorsun,birisi biskuvi paketleriyle cips paketlerinin arasina bir kitap yerlestirmis. Telefon kulubesine giriyorsun, telefonun yaninda bir kitap… Define bulmak gibi!
Roman, siir, oyku, deneme, artik bahtina ne cikarsa…
Bu moda İtalya’da ve Fransa’da da yayilmakta. Kitabi birakan kisi kimligini gizli tutuyor, kitabin parasini da helal ediyor. Tek ricasi var, siz de okuduktan sonra buna benzer bir yere birakin da baskalari da ararlansinlar.
Fakat bunu baslatan kisi belli: Ron Hornbaker adinda, Missouri eyaletinden Bir bilgisayarci. Bu olaya  BookCrossing’ deniyormus. ‘Kitap gezdirme’ diye mi tercume edelim..Fransa’da boyle ‘crossing’ yapan dokuz bin kisi varmis daha simdiden, ortalikta dolasan serseri kitap sayisi da on bini gecmis…
Bu nedir biliyor musunuz arkadaslar? Bu bir Cesit ‘okuma ve okutma kampanyasidir’.Paylasmaktir Ve basli basina bir projedir.
“LONDRA’DAKİ UYGULAMA TURKBUKU’NDE DE BASLAMIS, Turkbuku’nde plajdayim.
Bir baktim, yattigim yerde bir kitap var.. Adi,”Yildizli,yagmurlu geceler”..

“Ah,biri unutmus” derken, kapagini acip icine bakmak istedim ve beni sasirtan bir yazi gordum; “Ben bu kitabi severek okudum. Ve bitirdigim Yerde birakiyorum Sizin de seveceginize eminim. Severseniz okuyun,
sevmezseniz aynen buldugunuz yerde birakin. Okursaniz, numara verdikten sonra siz de oldugunuz yerde birakin lutfen.. 03 / 2005 Turkbuku..” 03.. Ucuncu kisinin bu kitabi biraktigini belirtiyormus.. Diger iki kisiden biri İstanbul’da birakmis, digeri ise Bodrum’da birakmis.. Ben aldim kitabi İstanbul’a geldim ve hala okuyorum. Bitirince ben de “04″ve nerede okumussam yazip birakacagim.. Megerse bu yeni adetmis..

Ozellikle Londra’da cok yayginmis. Parklarda birakiyorlarmis okuduklari kitaplari insanlar. Londra’da birakilan bir kitap Kuzey İrlanda’dan cikmis.. Bakalim benim birakacagim kitap nereden cikacak?
Elinizdeki kitabi buldugunuz ilk noktaya birakmadan once http://www.bookcrossing.com sitesini incelemenizi tavsiye ederim. Siteye girince 2.5 milyon kitabin hala dolasmakta oldugunu goreceksiniz. Amaclari tum dunyayi bir kutuphaneye cevirmek!!!
Kitaba bir etiket aliniyor, sisteme kitapla ilgili bir takim giriliyor, bu etiket uzerinde ise bulana kitabin BookCrossing eylemi icersinde birakildigi, eger ulasim imkani var ise sisteme bulunma ile ilgili ve eger
el degistirecekse bir sonra birakilacagi durak.. vs ile ilgili bilgiler veriliyor. Bu sayede kitabinizi takip edebiliyorsunuz.”

Birgün bende böyle elden ele dolaşan bir kitap okumak istiyorum.

Gönderen: Küçük Prensim | 16 Şubat 2011

İlk adımlar………

Doruk’u 9. ayında yürüteçle tanıştırdık. İlk gün hiç sevmedi çünkü yerde yuvarlanarak istediği yerlere zaten gidiyordu. Anlamadı ne işe yaradığını. Ama sonra farketti ki bu yürüteç denen şeyle daha fazla gezebiliyordu. Tamam her uzandığına ulaşamıyordu ama annesinin arkasında dolanıyordu. Hatta yürütecin içinde evdeki herkesin o anda neler yaptığınıda kontrol altında tutmayı başarabiliyordu. 

 Onun yürüteçte olduğu zamanlar, bana evi toparlamak, iş yapmak için zaman kazandırıyordu. Açıkcası yürüteci tercih etmemin tek sebebi budur. :)  Yine de yürüteçte fazla tutmamaya özen gösteriyordum. Ne de olsa doktorumuz önermemişti. İllaki koyacağım dersenizde 9. aydan sonra kullanın demişti. Bu arada, yürümeyi geciktirdiğini söyleyenler bile oldu. Ama zaten bu çokta umurumda değildi.

 Neyse, bu saltanatımız 2 ay sürdü çünkü Doruk paşa 2 ay sonra yürüteci görür görmez bağırmaya başladı. Neden? Çünkü artık her yere sıralayarak, tutunarak, emekleyerek pire gibi yetişip ulaşıyordu. Yürüteç onun için bir engel oluşturmaya başlamıştı. Tutunarak her yerde durabiliyordu. Nispeten bizim icin zordu tabiki çünkü düşme olasılığı vardı. Arada sırada da farkında olmadan, hiçbir şeye tutunmadan ayakta kalmaya başlamıştı Farkettiğinde kendini yere atıp emekleme pozisyonu alıyordu. Bu dönemde de: emekleyen çocuklar geç yürür yorumları gelmeye başladı. Tabi yine benim umrumda değil. Zira yürüyen çocukların ne kadar yorucu oldukları, annelerin babaların yürümedikleri zamanları mumla aradıklarını duyuyordum. 

Ve günlerden birgün Doruk artık ellerini bırakarak kendini masadan koltuğa, koltuktan sandalyeye, sandalyeden kapıya itmeye başladı. ve bir akşam arka arkasına 7-8 adım attı. Buna şahit olmak harika bir duyguydu benim için. ama ben hala emin değilim. Acaba benim küçük pire oğlum yürüyor muydu? Sonunda birkaç arkadaşa sordum böyle böyle diye. Onlarda ”yürümüş kızım ne yapsın cocuk daha” dediler.

Veeeeee bizde yürüyen toddler kıvamına böylece girmiş olduk. Onu yürürken seyretmek ayrı bir zevk. İnsan gözlerini alamıyor bu büyük gelişme karşısında. Doruk 1 hafta sonra da bir baktık resmen koşuyor. Ama nasıl bir koşma! bu kadarmı komik olur. Çoğu zaman da hızını ayarlayamıyor ama yüzündeki o telaş varya o telaş……. İlk dişinden sonra beni en çok heyecanlandıran ikinci şeydir yürümesini seyretmek.

Canım oğlum her ilkin bizim ailemiz için ne kadar önemli, ne kadar büyük bir değişim…..

 

Küçük bir bilgi notu: Yürüteç ve emeklemek çocukların yürümelerini geciktirmez! Yürüteç doktorlar tarafından sağlık açısından önerilmiyor. Ama 9 aydan sonra zaten yürüteçe alışma olasılığı yok çocukların. Zamanı kaçmış oluyor. Yuvarlanmak, sıralamak, emeklemek yürümenin aşamalarıdır. Çocukların bunları yapmasına izin vermemiz gerekiyor. Bu dönemde, ayakkabı olarak birşey kullanmıyoruz. Mümkünse çıplak ayak yada kaymaz çorap. Ayakkabı kullanmak çocukların ayak yapılarına zararlı ve taraklı ayaklara, topuk kaymalarına neden olabiliyor.

Gönderen: Küçük Prensim | 14 Şubat 2011

>Bir haftasonu büyümek

>

Cuma gecesi ani ağlamalar eşliğinde uyanarak geçti. Nedenini haftasonu anladım. Cumartesi ve Pazar günü bize marifetlerini gösterdi.
Fotoğrafını çekemedim tabiki, cumartesi sabaha karşı emzirmem için beni kolumdan çekiştirerek kaldırdı. Resmen şok oldum.
Çamaşır asarken leğenden çamaşırları sırasıyla uzatıyor.
Benim eşyalarımı bana, babasının eşyalarını babasına vermeyi biliyor. Kendisinin olanlarıda elinde sıkı sıkı tutuyor. Özellikle çoraplarını elinden bırakmıyor. Bütün gün elinde bir çorapla dolaşıyor.
Diğer yaptıkları;

Banyodan sonra saçlarını kendi taradı……

TV’na ulaşmaması için koyduğumuz sehpanın üzerine çıkıp oturdu.

 

Çatalla yemek yemeye bayıldı.
Anahtarı eline aldı ve doğruca kapıya giderek deliğine sokmaya çalıştı.
Ben birşeyler yazarken oda gözetimim altında birşeyler karalasın diye düşünüp eline verdiğim renkli kalemleri ve defteri görünce ağlamaya başladı. Bunu anlamış değilim. Sanırım bana kızdı ama neden?
Gönderen: Küçük Prensim | 05 Şubat 2011

>Analiz: Anneliğimin ilk yılı

>

Güzellikleriyle, hüznüyle, şaşkınlıklarıyla anneliğimin 1. yılını bitirdim. Ve unutmadan bunun bir analizini yapmak istedim. İyi yada kötü anne karşılaştırması değil. Tamamen kendimdeki değişimleri görmek, bir gün Doruk’un da bunları gülerek okumasını sağlamak amacım.


Her zaman çocukları çok seven bir insan olmuşumdur. Ama hiç öyle sokakta gördüğün her çocuğa agu bugu yapan bir insan olmamışımdır.

Doruk’la birlikte artık yolda yürürken ilk gördüğüm şeyler artık çocuklar. (Hamileykende etrafta ne çok hamile var deyip dururdum :) ) hepsine gülmek, sevmek istiyorum. yaşlarını tahmin etmek. Erkekse Doruk’u o yaşta tahmin etmek şu anda sokakta dolaşırken algımı en çok meşgul eden şeyler.

Annelikle birlikte artık gazete ve televizyonlarda kötü haberleri izleyemiyorum. Dizilere bile tahammülüm yok. Zaten TV izlemeye vaktim olmadığından eğer birşey izleyeceksem de hep beni neşelendirecek şeyler izlemek istiyorum. Bunlarda genelde benim seyretme saatlerimde bitmiş oluyor. Ama ne oluyor. Onun yerine daha çok dergi ve kitap okuyorum.Cok derken sızmadan önce 2-3 sayfa. Kitaplardan biride mutlaka çocuklarla ilgili oluyor. Artık dizi saatlerimde TV nin karşısında huşu birşekilde oturamıyorum. Mesela Doruk’la yerde uzanmış birbirimize top atarken saate bakıyorum ve içimden “şu anda ”Closer” başladı diye içimden geçiriyorum ama sonra “neyse h.sonu tekrarını seyretmeye çalışırım.” deyiyorum. Sonra oğluma sırıtarak “hadi at topu oğlum” diyorum. Hafta sonuda muhtemelen birlikte dışarılarda olduğumuz için çok sevdiğim polisiye dizilerimi bayağı bir kaşırmış durumdayım. Elbet yakalarım bir ara.
Evde yemek yapmayan hatta yemek yapmayı sevmeyen, mutfakta geçirilen vakitlerin boşa geçirilmiş olduğunu düşünen. Yemek yapacağıma 3-5 sayfa kitap okurum diyen ben tam bir mutfak kurdu oldum. Her türlü yemeği pişiriyorum, yeni yemekler deniyorum. Kek, kurabiye yapıyorum ve onları yapmak için kalıplarım bile var artık. İşten eve gidip hemen neler pişirebilirim, yarın Doruk neler yese, Nevzat neyi sever diye düşünüyorum. Gecenin bir saati kalkıp ertesi gün oğlum yesin diye portakallı kek yapıyorum mesela. Ve bunu büyük bir zevkle yapıyorum. Zamanı olan sebzeleri düşünüp hazırlayıp buzluğa atıyorum. Mesela balkabağı çorbası varmış. pekte lezzetli bir çorbaymış. Nevzat ve ben bayıldık. Evde balık pişirilmesinden pek haz etmeyen ben çatır çatır balık pişiriyorum afiyetle yiyoruz çekirdek aile olarak :)

İnsanları baymamak için devamlı oğlumdan bahsetmekten hoşlanmıyorum. Ama etrafımdaki çocukların gelişimlerini izlemek, onların komikliklerini dinlemek çok hoşuma gidiyor. Anne olunca zaten etrafımdaki anne sayısıda bir anda çoğaldı. Nerdeyse çocuklar dışında birşey konuşmuyoruz.

Alışveriş yapmayı çok sevmesemde, Doruk olduktan sonra tam bir alışveriş kurdu oldum. Yenilikleri ve indirimleri takip etmekte annelik görevlerinden birisi bence. Şu anda, en kaliteli tulum hangisidir, hangi oyuncakla oynamak hangi yaş için önemlidir. Doruk hangi tarz pantalonla rahat eder. Evde oyuncak olarak neler yapabiliriz. Montessori eğitimi nedir. Hangi oyuncağı hangi ayda alacağım, normal yatağa ne zaan geçeceğim. Yeni sezon çocuk modası nedir? Hepsi hakkında bilgim ve fikrim var çok şükür. Kendime ve Nevzat a ise daha yeni yeni alışveriş yapmaya başladık desem yeridir.

Hiçbir zaman çok düzenli, titiz bir insan olmadım ama annelikle birlikte evdeki bohem yaşam tavan yapmış durumda. Artık evde havlular temizse, etrafta yemek kırıntıları yoksa, bulaşıklar makinada, yemekler dolaptaysa evimiz gerçekten düzenli diye rahat olabilirim. Evimizin bebek dostu bir ev olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bebek dostu olmayan evlerede hem evsahibine rahatsızlık vermemek, hemde paşayı mutsuz etmemek için bu sıralar gitmemeyi tercih ediyoruz.
Doruk’un ilk 4 ayından sonra farklı deterjan ve evdeki tüm bebek ürünlerini ütüleme devrinide kapattım acilen. Zaten ütüyü sevmiyor bizim çekirdek aile. Çocuğumuzun da yaşamımıza bir an önce uyum sağlaması gerek nede olsa :) …. Ne kadar çok kitap dergi okusamda çocuk yetiştirme konularında, en başta savunduğum felsefe “doğal annelik” felsefesi ve her durum karşısında 30 yıl önce anneler bu durumda ne yaparlardı diye düşünmek ilk tercihim. Ondan sonra annelik iç güdülerimle doğruyu bulmaya çalışıyorum.
Tiyatroya ve sinemaya çok şükür ara vermiş değilim. Babamızında desteği ve anlayışıyla hiçbir şeyi kaçırmadan seyretmeye çalışıyorum. Ama gelgör ki eski zevki alıyor muyum? sanıyorum a-la-mı-yo-rum…. evde beni bekleyen bu bücür devamlı aklımda ama zamanla buda geçecek o yüzden bu zevklerimi arka plana atmama konusunda kararlıyım.
İş hayatımda da birçok değişim var. Artık yetişmeyen işler, yanlış verilen kararlar beni eskisi kadar yıpratmıyor. Benim hayatımda artık bunlardan çok daha önemli birşey var. İş yerindeki tutumum artık şu cümlelerle kendini gösteriyor “hayırlısı olsun” “geçer bişey olmaz” “napalım böyle oldu yapacağım bisey var mı? yok mu! iyi günler o zaman” ohhh be dünya varmış :) )) İş arkadaşlarım hamileliğimden beri çok değiştiğimi söylüyorlar ve bundan da çok memnunlar. Böylece farkettimki bu çok iyi birşey ve Türkiye’de ki birçok iş verenin aksine, ben işveren olsam kesinlikle işe alacağım elemanların anne olmak istemelerini veya anne olmuş olmalarını isterdim.
Evet işte bu şekilde anne olarak 1 senemi bitirdim. Artık hayatımın sonuna kadar bu ünvanı taşıyacağım. Hersenede bu analizlerime bir sürü şey eklenecek ve çıkacak. İsteyen bütün kadınların bu zevki tatmaları en büyük dileğim.
Canım oğlum, beni anne yaptığın için, sevdiğin için, sütümü doya doya içtiğin için, işten dönüşümde pırıl pırıl gözlerle beni karşıladığın için, geceleri kafanı boynuma sokarak huzur içinde uyuduğun için, bizi hep güldürdüğün için, erken geldiğin için, yemeklerini güzel güzel yediğin için, kocaman kocaman boynuma sarıldığın için, benim oğlum olduğun için sana binlerce kez teşekkürler.

Eski Gönderiler »

Kategoriler

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.