Gönderen: Küçük Prensim | 25 Ocak 2011

>12. ay doktor kontrolümüz

>

Kızarmış ekmek ve labne peynir
Bu ay doktor kontrolümüzü doğum gününden sonraki ilk gün yaptık. 1 yaş aşımız doğumgünümüzü sabote etmesin diye doktorumuz böyle olsun istedi bizde tamam dedik.
Aşımızı olduk ve beklenen yine olmadı. Ateş ve huzursuzluk olmadı. Bu aşının döküntü yapma olasılığıda varmış oda olmadı. kocaman aferin benim oğluma. Kızamık kızamıkçık aşısı oldu. Bir sonraki aşımız 15. ayda.
Kontrolümüzde herşey mükemmel denecek kadar iyi.
Gelişimimiz çok güzel. Boyumuz kilomuz çok iyi. Hatta boyumuz normalin biraz üstünde. 1 yaşına kadar hiç antibiyotiksiz bugünlere geldik çok şükür.
Henüz yürüme belirtisi yok. Ayakta duruyor Doruk oğlan ama adım atmıyor. Hemen oturup emeklemek kolayına geliyor. Pire gibi emekliyor. Tutunarak evin içinde dolaşıyor. Ellerinden tutup yürütüyoruz arada sırada adım atıyor ama çokta zorlamıyorum açıkcası. Nasıl olsa zamanı geldiğinde kalkıp yürüyecek ve ben o zaman biraz otur oğlum diye yalvaracağım.
Yemek düzenimiz çok şükür iyi. Bazen öyle güzel ve çok yiyiyorki korkuyorum, durdurmaya çalışıyorum. Biz ne yersek yemek istiyor. Elimizde birşey görmeye görsün, koşa koşa (4 ayak üzerinde tabiki) nasıl bitiyor dibimizde görmek gerek. Geçenlerde eline yarım soğan verdik. Ama seveceğini hiç düşünmemiştik. Fırlatıp atar demiştik Nevzat’la birbirimize. Ama bizim oğlan soğana aşık oldu. 1 dilim rahat yedi. Elinden zar zor aldık. Ağzının kokusuda çabası :) Ama meyvayı hiç sevmiyor. Eline ne versek iğrenç birşey vermişiz gibi bakıp fırlatıp atıyor.
Süt alerjimiz biraz azaldı sanki. Labne peyniri, peynirli böreği, yoğurtlu çorbayı yediriyorum ve hiçbirşey olmuyor.
En sevdiği yemekler: Kereviz çorbası, tarhana çorbası, yoğurtlu çorba, makarna, erişte, kabak dolması, hertürlü börek, portakallı kek, ıhlamur, yumurtanın beyazı (buna yeni yeni başladık ve çok sevdi.) Herşeyi elleriyle yemeyi çok seviyor bizde sonsuz izin veriyoruz bu şekilde yemek yemesine. Bence yemek yemeyi sevmesinin başlıca nedeni kendisinin birşeyleri başarıyor olması.
Uyku düzenimiz idare eder. Hala öyle geceleri deliksiz uyumuyoruz. Ama bunada çok şükür. En azından gece gündüz uykusunu biliyor oğlum.
Bu aralar biraz sinirli bizim paşa. İstediği şeyler olmadığında numaradan ağlama olayına giriyor ama biz anne ve baba olarak bunu yememeye çalışıyoruz. Bu dönem için sinirlilik gayet normalmiş. Tek yapmamız gereken onu anladığımızı ona hissettirmek ama sınırlarını koymaktanda vazgeçmemeliyiz.
2 aydır en sevdiği oyuncaklar mutfak eşyaları. Artık ellerini çok güzel kullanıyor. Kapakları kapatıp açıyor. Kutulara birşeyler koyup çıkarabiliyor. Neyi nereye koyduğunu çok güzel hatırlıyor. Bizi felaket taklit ediyor. Hiç aklımıza gelmeyecek şeyleri bizim gibi yapmaya çabalıyor. Mesela son numarası işaret parmağıyla birşeyleri göstermeye başladı babası gibi.
Bu arada kendi oyuncaklarında küpler halkalar artık onun için kolay oyuncaklar oldu. Hepsini çok güzel bozup yapabiliyor. Bizde hayran hayran seyrediyoruz Nevzat’la.
En sevdiği oyunlar beraber oynadıklarımız. Şarkılar söylemek, el çırpmak, kovalamaca, saklanma, gıdıklama ve annesiyle babasının şaklabanlıklarını seyretmek.
Giyinmeyi hiç sevmiyor Doruk. Elimde bir kıyafetini gördüğünde nereye kaçacağını şaşırıyor. Bıraksak çıplak oturacak bücür.
Daha çok konuşuyor. Nerdeyse hiç susmuyor. Hep birşeyler anlatıyor. Herşeye sesli tepki veriyor. Her istediğini de anlatıyor hiç zorlanmadan.
Boy: 78
kilo: 10
baş: 45
9 adet diş
Gönderen: Küçük Prensim | 24 Ocak 2011

>Doruk 1 Yaşında

>

Parti Davetiyemiz

1 aydır oğlumun doğum gününe hazırlık yapıyorum ve sonunda 23 Ocak Pazar günü Doruk oğlanın 1. yaş partisini yaptık.



Doğumgünü çocuğunun sabah sabah şaşkınlık hali



Cumartesi akşamı çekirdek aile olarak evimizi bir güzel süsledik. Bu arada, Doruk merakla neden eve saçma sapan şeyler astığımızı merak edercesine bizi seyrediyordu. Pazar sabahı Doruk’un tam uyanma saatinde yani saat 7.30 gibi bir ekmeğin üzerine bir mum yaktım ve o yatakta mızırdanırken içeri girdim. O kadar çok şaşırdıki o gözlerindeki şaşkınlık görülmeye değerdi.  
Sonra kalktık kahvaltımızı yaptık. Doruk’u öğlen uykusuna yatırdık ve son hazırlıklarımızı da yapıp misafirlerimizi beklemeye başladık.

Gerçekten ilk doğum günleri anne baba için çok özel oluyor. Babası ve ben gerçekten heyecanlandık. Şaka gibi küçük oğlumuz 1 yaşına bastı. Artık seneler 1, 2 diyerek su gibi geçecek.

Misafirlerimiz geldi, pastamızı kestik, bol bol yedik, fotograflar çektik. Hediyeleri kaptık yine. Sonra akşam 2. parti misafirlerimiz geldi. Onlarla birkez daha mum üfledik ve gün bitti.



İşte Doğumgünü çocuğu…



Bir arkadaşım, 1 yaşına bastığı günün ertesi sabah uyandığında gerçekten bir gecede büyümüş bir çocukla karşılaşacaksın. demişti. Gerçektende o hafta Doruk büyüdü. Kocaman bir çocuk oldu.  



Camımıza balonlar astık. Herkes bilsin evimizde parti vaaaar….



Misafirlerimiz bu kartona iyi dileklerini yazdılar.



Gelen misafirlerimize birer hatıra verdik.






Birlikte





Hediyeleri kaptık gene :)



Mutlu yıllar canım oğlum… Nice güzel sağlıklı yaşların olsun. Hep güzel insanlarla karşılaş. Mutlu ol. Seni çok seviyoruz.

Pastamız




TV de Doruk’un resimleri geçiyor….






Çekirdek aile



Buda babasıyla benim oğlumuza 1.yaş hediyesi. Ömrü boyunca saklasın diye….

Gönderen: Küçük Prensim | 04 Ocak 2011

>Doruk’a ilk yeni yıl mesajım…..

>

Evet Doruk’cuğum artık 12. ayındasın, yeni bir yıla başladık ve ben bu blogda senin için, tüm ilklerinle ve senin hatıralarınla doldurmak için bir senedir tüm güzelliklerini biriktirmeye çalıştım elimden geldiği kadar.

20 gün sonra koskocaman 1 yaşında olacaksın. Yılbaşları artık senin doğumunla başka bir anlam kazandı benim için. Nasıl heyecanlıyım, nasıl endişeliyim, nasıl karışığım anlatamam. Bu duyguları belkide bir ay sonra unutup gideceğim.
Heyecanlıyım;
çünkü senin ilk doğum günü partini organize edeceğim. kusursuz bir parti ve sana anlatacağım bir sürü anısı olsun istiyorum.
çünkü senin ilk yılını dolduruşuna tanık oldum.
çünkü bir senedir senin annen olmayı öğrenmeye çalıştım. Benimle gurur duyman, mutlu olman için çabaladım. Sen bunları okurken, bunları hatırlamayacaksın bile.
Endişeliyim;
çünkü gelecekte seni neler bekliyor, nasıl insanlarla karşılaşacaksın, hangi hastalıkları geçireceksin, düşeceksin, üzüleceksin, kırılacaksın. Bunları yaşarken hep yanında olmak istediğim için endişeliyim.
Karışığım;
çünkü hem büyümeni çok istiyorum. seninle dans etmeyi, seninle tatillere gitmeyi, sevgililerinle tanışmayı, başarılarını alkışlamayı, üzüntülerinde hep sana destek olmayı istiyorum. ama bir taraftanda hiç büyüme hep benim küçük bebeğim olarak kal istiyorum.
Doğum günü yazın sırada. Zamanı geldiğinde yazacağım. Bu yeni yılın ilk yazısı. Senin yeni yıl mesajın. Geçen sene bu vakitlerde daha doğumuna 2 ay vardı. Yani hesaplamalara göre ama meğerse 20 gün varmış. :) )
Neyse ilk yeni yıl tebriğimiz olarak, anne, baba ve sen olarak bir kart düzenledim. Sevdiklerimize ve dostlarımıza yeni yıl mesajları yazarak bu kartı gönderdik.
İlk yılbaşı gecemizi çekirdek ailemiz  artı annane, dede ve dayınla birlikte geçirdik. Güzel bir yemek yedik. Yemekleri annanen hazırladı. Sen biraz uykusuz kaldın tabi, evdeki kalabalık ve sesten ötürü. Ama yinede her zamanki gibi insanlar evimizde olduğu için mutluydun.
Gece 12′de hep birlikte Nişantaşı’ndaydık. Havai fişekleri hayranlıkla izledin. Büyük ihtimalle “noluyor bu insanlara bu saatte’ dedin. Yeni yıla nasıl girerseniz öyle geçer derler ya, bu mantıkla 2011′de hep birlikte gezip tozarak ve yüzümüz gülerek sağlıkla geçireceğiz diyorum ben.
Sana bu yılbaşı ağaç süslemedik. Çünkü sen herşeyi almak, dokunmak hatta ısırmak istiyorsun. E ağacı kursak süslesek başka hiçbir şeyle ilgilenmek istemeyecektin ve sana hem ilgini çekecek birşey koyup sonrada “hayır Doruk dokunamassın” demek istemediğim için bu sene aşağıdaki küçücük sade bir ağaçla idare ettik. Ama 2012′ye girerken çok güzel bir ağacı birlikte süsleyeceğiz emin olabilirsin. Ama sana bir sürü yeni yıl hediyeleri aldık.
Daha nice yılbaşı kutlamalarında sağlıkla hep birlikte olmak en büyük dileğim bu yıl. İyi seneler canım oğlum.
Gönderen: Küçük Prensim | 31 Aralık 2010

>YENİ YIL

>

2010 benim için harika bir yıldı. Tamamlandığım yıldı. Zorlu bir yıldı. Büyüdüğüm yıldı. İstediğim kiloya ulaştığım yıldı. Büyük bir eve taşındığım yıldı. En az kitap okuyup, En çok öğrendiğim yıldı. En az uyuyup, En çok ağladığım yıldı. En az çalışıp, en çok kazandığım yıldı.
2011’de hepimize sağlık, birlik ve beraberlik, huzur, mutluluk diliyorum.
Bir de hep iyi insanlarla karşılaşalım. 
Sevgiler,
Doruk’un annesi
Gönderen: Küçük Prensim | 24 Aralık 2010

>Anneden ilk uzun süreli ayrı kalış

>

Doruk’la ilk uzun ayrılığımız dün vukuu buldu.
Babamız akşamları evde olmadığı için şirketimizin yılbaşı eğlencesine önce katılmayı düşünemiyordum. Ama son  dakika babamız evde olacağını söyleyince dün bütün gün eğlenceye katılıp katılmamak arasında gittim geldim.
Bi diyorum “katılmayayım. napıcam orda. Doruk evde beni bekler. oğlumu özlerim.” Bi diyorum “yok ya katılayım. Biraz eğlenmeye ihtiyacım var 1 senedir gece Doruk’suz dışarı çıkmadım. Hem artık bir yerden başlamak gerek. Bu iyi bir fırsat olabilir.” bu düşüncelerle tüm gün boğuştuktan sonra son dakikada gitmeye karar verdim.
İyikide gitmişim diyorum şimdi. Çok çok güzel vakit geçirdim. 2 kadeh şarap içtim. Bol bol dans ettim. Çok güzel bir organizasyondu çok güldüm eğlendim. Doruk hep aklımdaydı. Cep telefonumu devamlı kontrol ediyordum acaba Nevzat’tan bir mesaj gelecek mi? diye. Ama yinede partiye iyiki gitmişim. Zaten 2,5 saat sonra pestilim çıkmış ve uykum gelmişti. Partiden ayrıldım taksiye bindim. 1 mesaj! “Doruk ağlıyor gel.”
Eve gittim kuzum beni bekliyor. Kapıya bakıp durmuş. Biraz koklaştık ve hemen uyuduk….
İlk uzun ayrılık süresi: Sabah 8 evden ayrılış, gece 22:00 eve giriş. Tam tamına 14 saat!!!!….. Haftasonu sarmaş dolaş arayı kapatacağız artık….

Tabi bu arada bu güzel gecede eğlenmem için destek olan babamızada teşekkür ederim. O olmasaydı olmazdı…..

Gönderen: Küçük Prensim | 24 Aralık 2010

>Küçük Prens 11 aylık

>

Evet bugün artık evimizin küçük prensi, neşesi tam tamına dolu dolu 11 aylık kocaman bir bebek. Hergün ona olan sevgimiz, hayranlığımız artıyor. Yaptığı herşeyi sanki birtek bizim oğlumuz yapıyormuş gibi benimsiyoruz ve seviyoruz.

Boy: 77 cm.
Kilo: 10 kg.

Yemek yeme olayımızda çok az bir gelişme var. Farkettimki bir cimdik tuz kattığımda yemekleri çok daha fazla ve severek yiyiyor. E zaten 11 ay olmuş bir bebeğede bir cimdik tuz atılsa bişeycik olmaz yahu (olmaz dimi? olmaz olmaz) En çok kerevizi seviyor. Bulgur pilavını yeni keşfetti ve bayıldı. E ikiside faydalı çok şükür. Meyva konusunda pek tercihi yok. Vermesek aramıyor. Verincede zar zor yiyiyor.
Aksamları bizim yemek vakitlerimiz onun serbest zamanları. (e yemekten sonra doğru banyoya gidiliyor nede olsa) Yemeklerini, meyvasını önüne koyuyorum. Ellerini kullanmayı öğrensin, yemek yemekten zevk alsın diye. Koyduğum hiçbirşey tam olarak midesine gitmiyor. belki yarısı bile gitmiyor hatta. Ama o çok büyük zevk alıyor. Mutlu oluyor. Ağzına ne koyarsada kar diyoruz. Ama o mandalina ve muzları mıncıklaması varya beni bitiriyor. Üzerinde bu lekelerin olmadığı kıyafet bulmakta zorlanıyorum artık. Bebeklik kıyafetlerini bizden küçük bebeklere verebiliyorduk eskiden ama artık kıyafetlerin 2. bir bebek için kullanımları mümkün değil malesef.

Uyku olayımız gayet güzel (bence) devam ediyor. Geceleri süt emmek için 2-3 saatte bir kalkıp 10 dk. emme seanslarımız bu ayda devam ediyordu son bir haftaya kadar! Son 1 haftadır gece sadece birkez kalkıyoruz ve bütün gece kendi yatağında deliksiz uyuyoruz. Uykusu gelince de bücür oğlum kendiliğinden yanımıza geliyor. ben varsam hemen emmek istiyor. Babası varsa başını omzuna dayayıp direk uyuyor. Ve bende bu görüntünün sallanarak uyuyan bir bebek uyumayı ögrenemez diyenlere güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum. Çünkü Doruk ayakta sallanmayı resmen kendi bıraktı. Biz sallamak istedik o sallanmak istemedi. Kendi verdi kararını.  Zaten ben Doruk doğduğu günden beri onu hiçbir şeyde zorlamadım. Zorlamakta istemiyorum. Bana ne sunarsa başım üstüne dedim kabul ettim. Ama o hep doğrusunu kendi buldu sanırım. Hem kendini hem beni mutlu etti. Zor zamanlarımız oldu. Olmazmı. Empati yoluyla bunlarıda aştım. Yorgunluklarımız uykusuzluklarımız hiç şikayet etmedim. Doruk böyleyse kabulüm. Vardır bir nedeni dedim. Sanırım doğru yoldayım. :)

Bir oyun grubumuz var. Şu anda 9 bebek. Hepsi birbirinden şeker. Toplandığımızda Doruk’un ne kadar sosyal, kendine güvenli bir bebek olduğunu böyle kalabalıklarda çok güzel farkediyorum. Kimseye kötü davranmadan, ağlamadan, sızlanmadan oyununu oynuyor. Henüz paylaşmayı yada bencilliği bilmiyor ama etrafında kendisi gibi bebekleri görmekten büyük keyif alıyor. Son buluşmamızın resimleri burada http://picasaweb.google.com/115402339516568328947/IstanbulBulusmas?locked=true#

Yürüme olayımız başlamadı. Ama son bir haftadır tutunduğu yerde zaman zaman elini bırakarak ayakta duruyor bence farkında olmadan. Yürüteçle çok güzel basarak yürüyor. İlk başlarda ki parmak uçlarına basma olayı bitti. Nevzat yaşına kadar yürütmek istiyor ama ben 14. ayında yürüyeceğini düşünüyorum. Bakalım heyecanla bekliyoruz.

Bu ay artık yaramazlıkları arttı. Herşeyi merak ediyor. Karıştırmak istiyor hala. Annesi ve babası evdeyse ikisinide devamlı kontrol ediyor. Bir mutfağa geliyor anneyi yokluyor. Bir banyoya gidiyor babayı yokluyor. Bir dakika yerinde durmuyor. “hayır” lafını sevmiyor ama çok iyi anlıyor. Şansını zorlasada bir süre sonra hayır olan şeye bulaşmamaya başlıyor.
 

Üst giydirmek, altını değiştirmek şu anda evde hem babası hem benim için bir kabus. Malesef rüşvet vermeden bunları yapamıyoruz. Bir üst giydirme operasyonu sonunda 1 km. yol koşmuş kadar yoruluyorum. Siz düşünün yani…

Banyo yine en sevdiğimiz aktivitemiz. Suyun sesini duyması yetiyor. Tam bir su kuşu bizim oğlan. Sanırım bıraksam saatlerce suyun içinde durabilir. Hatta bazen ellerini ve ördeğini suyun altına getirip dakikalarca elini seyrediyor. Yazın deniz kenarında buruş buruş olana kadar nasıl oyunlar oynayacağız hayal ediyoruz bizde babasıyla. Eğlenceli olacak. :)

 

 Diğer aktivitelerimiz; bütün çekmeceleri karıştırmak. Mümkünse çekmecelerin içine girip oturmak, Çamaşır makinasını çalışırken izlemek, elektrik süpürgesi çalışırken kaçmasın diye tutmak. Masaların sandalyelerin altında oturup şarkı söylemek (bu yüzden ona bir çadır aldık. yanlız kalmak istediğinde evine gidiyor :) ) yemekleri kuytu yerlere sokuşturmak. Su bidonuyla itişip kakışmak.

   

Bu ay bir ilkimizde diş fırçamız. Dişçimiz bebekler için işlem yapılmasada dişçiye gelip gitmeye 2 yaşında başlamaları taraftarı. Alıştırma ve sevmeye başlamaları içinmiş. Dişçimiz onun için bir bebek diş fırçası verdi ve her aksam yatmadan önce banyoda hep birlikte diş fırçalama seansı yapmamızı istedi. Onun şimdilik macunu yok. ama fırça kısmını dişlerine sürtmeyi çok seviyor. AAA bide bu ay artık ellerimizi banyoda yıkıyoruz. Çamaşır sepetimize basarak lavaboda ellerini yıkamayı öğrettik kendisine.

Nazar değmesin hala Doruk ciddi bir sağlık problemi yaşamadı. Yanlız bu ay bir ishalimiz oldu. Nedenini bilmiyordum ama ilaç kullanmak istemediğim için biraz inat ettim doktora gitmeme konusunda. Bol haşlanmış patates ve ıhlamur içirerek geçirdiğimizi düşünüyorum. Bir virüs dolaşıyormuş etrafta bütün çocuklar hasta. Doruk’un çok olmasada zaman zaman ateşi yükseldi onuda klasik yöntemlerle indirerek şu anda olayı bertaraf ettik sanırım. 8. dişimiz geldi bu arada tam bugün. belkide ishalinin sebebi buydu. ama antibiyotik kullanmadan bu ayıda gecirdiğimiz için çok mutluyum ben.
En soğuk günlerde bile sıkıca üstünü giydirip mutlaka sokağa çıkmaya çalışıyoruz. Ben bebeklerin evde sarıp sarmanalarak yada evde kapalı ortamlarda kalarak daha çok hasta olmaya açık olduklarını düşünüyorum. Harvey Karp da “mahallenin en mutlu yumurcağı”nda yazdığı yazıda bu düşüncemi doğruluyor. E artık kim tutar bizi.
Alıntı: “Tüm günü dört duvar arasında geçirmek insanoğlu için çok yeni bir deneyim. İnsanlar on bin yıl önce dört düz duvardan oluşan binalarda yaşamıyordu. Zaten rüzgar geçirmeyen, düzgün kapı ve pencereleri olan evlerde de ancak birkaç yüz yıl önce yaşamaya başladık. Yani insanlık tarihinin yüzde 99,9luk bölümünde çocuklar hep dışarıda yaşadı. Dolayısıyla uzun saatler evde kaldıklarında oradan oraya koşturmaları ve yaramazlık yapmaları çok da şaşırtıcı olmamalı.” Harvey Karp syf.75

Gönderen: Küçük Prensim | 22 Aralık 2010

>Emzirme Reformu Sobesi

>

Blogcu anne “emzirme reformu”nu destekleyenler için bir sobe hazırlamış. Bizde hala emen ve emziren olarak bu soruları yanıtlamayı bir borç biliriz….
(1)  Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)
%30 civarı olduğunu düşünüyorum. Doruk doğduğundan beri okuduğum tanıştığım annelere göre tahminim budur.
(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?
Doruk’um 11 aylık. Biz hala yoğun bir şekilde anne sütü içiyoruz. Gündüzleri sağarak, geceleri birfiil…..
(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
Senelik izinlerim, süt iznimin toplu kullanılması ve doğum iznimin Doruk’un doğduğu gün başlamasıyla tam 7,5 ay.
(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
Seçimi bana bıraktılar. Ben toplu olarak kullanmayı tercih ettim. iyikide öyle yapmışım. Çünkü günde gidilen bir saat yada haftada bir günün süte bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Bu şekilde kullanan birçok annenin sütü 1 sene dolmadan kesiliyor. Yoğun bir şekilde 7,5 ay emzirdiğim için sütüm hala oğluma yetecek kadar var diye düşünüyorum.
(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?
Ben şanslı annelerdenim. Böyle birşeyle karşılaşmadım. Aksine herzaman desteklendim. Hala hergün 1-2 saati süt sağmaya harcamama rağmen kimseden bir tepki almadım.
(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
Hiçbir zaman sıkıntı yaşamadım. Bu konuda gayet rahat davrandım Buna çevrenin rolü önemli diyorum. Bulunduğum ortamlarda hiçbir zaman bunu yadırgayacak, yargılayacak insanlar olmadı sanırım.
(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?
Evet desteğe ihtiyacım oldu. Ama hamilelik dönemimde buna çok iyi hazırlanmışım sanırım. Etrafa karşı kulaklarımı çok güzel tıkadım ve beni ve sütümü etkilemesine izin vermedim. Kafamdaki soru işaretlerinide deneme yanılma ve bol bol okuyarak atlattım. Aynı şekilde psikolojik desteği en çok eşimden gördüm ve kendi kendime araştırarak telkin ederek aştığımı düşünüyorum. Süt vermek istemek tüm engelleri aşıyor sanıyorum.
(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?
Kesinlikle gördüm. Ama 7.sorunun cevabındaki gibi aştım hepsini.
(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
Evet biliyorum. Gerekli çünkü ülkemiz bu konuda gerçekten çok gerilerde. Bir iş yerinde anne olmak, bunu istemek, anneliği yaşamak sorun olmamalı. Her anne bebeğiyle doya doya vakit geçirmeli. İlk 1 sene bebeklerimiz için o kadar önemliki…. bebekler için güven duygusu, sevgiyi hissetmek… anne içinde bebeğinin ilklerini yaşamak açısından… sağlıklı gelecekler için… çok çok önemli. Bu reform sayesinde umarım gelecek nesillerde anneler bebekleriyle iş güvencesiyle, sağlıkla, stressiz mutlu zamanlar geçirirler…. 
(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için www.emzirmereformu.com adresindeki formu doldurmanız yeterli.
Tabiki…………..
Gönderen: Küçük Prensim | 13 Aralık 2010

>İlk kavgamız!!!

>

Bunu hiç unutamayacağım sanırım. Doruk’la ilk kavgamızı yaptık. Kendimi gülmemek ve onu öpücüklere boğmamak için çok zor tuttum ama disiplinin ve sınırların bilinmesi için bebeklerimize kimi zaman kızgın yüzümüzü göstermemiz gerekiyor.
Olay şu şekilde gelişti; ben kahvaltı masasını toplamaya çalışıyorum. Doruk yürütecinde evin içinde dolanıp duruyor. Bir ara masayı farkediyor ve hemen başına gelip örtüyü çekiştirmeye başlıyor. Ben o atağa geçtikçe “hayır Dorukcum örtü çekilmez” Hayır Doruk bırak örtüyü” “Hayır oğlum çekme düşer” “Hayır…..” şeklinde onu engellemeye çalışıyorum. Ama o inatla önce bırakıyor, bana bakıyor sonra yapacağı eyleme devam ediyor. Bende artık en son “HAYIR DORUK BIRAK DİYORUM. ÇABUK ÇEKİL ORDAN” diye bağırdım yüzümü olabilecek en sert şekline sokarak. Bana baktı ve yürüteciyle birlikte son sürat bağırarak ve söylenerek koşa koşa koridordan odasının yolunu tuttu…..
Doruk’um sen ne tatlı bir bebeksin….. seni cok seviyorum oğlum…. bu verdiğin tepkine bile aşığım. daha birçok kavgalarımız olacak biliyorum ama yinede inşallah en kötü kavgamız bugünkü gibi olsun diyorum. Akıllı, duygulu oğlum benim…..
Gönderen: Küçük Prensim | 12 Aralık 2010

>Kış geldi!

>

Oğlum aramıza 2010 yılının ilk karıyla birlikte gelmişti. Ben doğuma giderken taksinin içinde sancılar çekerken dışarıda lapa lapa senenin ilk karı yağıyordu. İhtimaller bu senede kışın çetin geçeceği doğrultusunda. Açıkcası ben özledim kar beyazlığını…. şöyle lapa lapa harika bir kar yağsın oğlumuzla onun ilk kardan adamını yapalım, karlarda yuvarlanalım istiyorum.
Bugün karla karışık yağmur yağdı. Bizde önceden söz verdiğimiz gibi ailemizin yeni üyesi Kaan’ımızı Nişantaşı’na annesinin doktor kontrolü sırasında görmeye gittik. Doruk ve Kaan henüz birbirlerinin farkında ve umrunda değiller :) ama anneleri onlar için ne planlar yapıyor bir bilseler…



Kaan ve Doruk’u hayata geldiklerinde ilk gören kişi doktorumuz Yılmaz beyle birlikte.



Kaan’ı ve Pelin teyzemizi orda görüp, Doruk’u da ilgi manyaklığıyla şımarttıktan sonra Hem bu gri havada eve kapanmamak için, hem temiz hava, hem tatil, hemde oğlum kaç gündür evde pek sıkıldığı için Nişantaşı’nda bir kahve içelim dedik. Ve Doruk’um ilk kekini yedi. Daha önce denemelerimde kekten hiç hoşlanmamasına rağmen Limonlu ve haşhaşlı keki çok sevdi. Tabi o yiyince ben yine kendim tıka basa doymuş kadar oldum.
Sonra evimize geri geldik. Keyfimiz yerinde, bu haftaya göre bugün yemek yememizde gayet iyiiiiiii.!!!! insan güzel bir haftasonu için başka ne isterki…..
Gönderen: Küçük Prensim | 29 Kasım 2010

>Küçük Prens 10 aylık

>

Doruk artık 10 aylık. Hem koskoca up uzun bir 10 ay hemde nasıl geçtiğini anlamadığımz bir 10 ay geride kaldı.
Boy: 76
Kilo: 9.750 kg.

Müzik aletleriyle oynamak ve babasıyla tv ye bakmayı çok seviyor




 
Bu ay içinde, hızlı birşekilde yerde yuvarlanma aktivetimizden emekleme, sıralama ve taytay durmaya terfi ettik. Her ne kadar doktorumuzda bende yürüteç fikrine hoş bakmıyorsakda Doruk’un haraket etmek istemesi ve bir yerden sonra artık benim buna eşlik edemiyor olmam yürüteçi kullanmak zorunda bıraktı bizi. Bir arkadaşımın eski yürütecini kısa bir süre kullanmak üzere aldık. Doruk önce pek sevmedi. Sanırım “bu ne şimdi. Niye beni buraya koydular” gibi bir düşünceye kapılıp orada ne yapacağını anlamadı. Anladığında ise şu anda evde atom karınca gibi bir yerden bir yere koşarak çığlıklarla tam anlamıyla uçuyor diyebilirim. Hatta bazen ezilmekten korktuğum bile oluyor. O kadar hızlı yani…… Yoluna çıkan halılarıda kaldırdık değmeyin keyfine… koşarken ayakları birbirine karışıyor arada….
Ek gıdalarla aramız hala iyi değil. Zaten alerjimiz devam ettiği için kahvaltıyı bilmiyor. Sebze çorbaları sevmiyor. Meyva pürelerini sevmiyor. En sevdiği şey (bu beklide harika bir şey çünkü çocuklar pek sevmez) kereviz. Bize yaptığım kerevizi bir yiyişi var şaşarsınız. Bu arada, 7 tane dişimiz var. Ama diş sıkıntımız baya baya başladı. Ağzı bir şelale gibi akıyor ve dişleri kaşıyor deli gibi. Saçını ve kulağını çekmeside var tabi. İlk dişlerde bunları yaşamadık ama bu arkalar bizi biraz süründürecek sanırım.
Bu ay artık bir oyun grubu kurduk. 15 günde bir buluşup bu bücürleri sosyalleştireceğiz. Arkadaşlığı, paylaşmayı, oyun oynamayı öğreteceğiz. Şimdilik kulağa hoş geliyor. Bakalım neler yaşıyacağız meraktayım ben….
Oyun günümüzden. Revna ve İpekle birlikte…..
Bu ay artık konuşmalarda başladı. Birçok anlamadığımız şeyler söylüyor. Ama anladıklarımız; gel – ver – hadi – anne – baba – dede – meme…. Bide biz şarkı söylerken oda söylemeye başlıyor işte bu harika bisey. Resmen çekirdek aile olarak koltuğa oturup şarkılar söylüyoruz. Doruk biraz detone yapıyor parçaları ama idare ediyoruz şimdilik annesi ve babası olarak… harika bir koromuz var…..
Uyuma düzenimiz genelde iyi olsada, dişten dolayı arada gece kalkışları sıklaşıyor. Meme emmeye son sürat devam ediyor. Bu arada son 1 aydır bizim yatış saatimizde uyanıyor ve bizimle birlikte yatıyor. Ben BAYILIYORUM oğlumla uyumaya. Nevzat bu konuda şikayetci ama bir süre daha 3 kişi yatakta olacağız. O kadar güzel görüntüler oluşuyorki keşke o anları birisi fotograflayabilse…
Bizimle oyun oynamayı çok seviyor. Babası ve ben hep birlikte oyun oynarken enerjisinin son seviyesine geliyor sanırım. En sevdiğimiz oyun kovalamaca…. benim yada Nevzatın kucağındayken kaçıyor ve arkada birisi onu yakalamaya çalışıyor… yorucu ama oynarken evin içi kahkalarla doluyor. Ve her aksam ben eve gelince bu oyunu oynamak icin hemen birimizin kucağına cıkıp başlıyor tepinmeye :)
İşte 10. ayımızda böyle bitti ve biz bu ay artık doğumgünü için bir şeyler planlamaya başladık… buda benim zevkim. Onun için bir şeyler yapmak çok hoşuma gidiyor. Bakalım önümde 2 ay var güzel bir 1 yaş kutlaması organize etmek için…..

« Yeni Yazılar - Eski Gönderiler »

Kategoriler

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.